Hindistan Cevizli Kurabiye

Herkese güzel ve hayırlı bir Cuma günü dilerim. Havalar soğuyunca ben de Cuma günleri yayınladığım tatlı, kek, kurabiye tariflerine ufak ufak geri dönüyorum. Bugün ki kurabiyem oldukça tatlı bir kurabiye. Haftasonu kahvaltıda, çay saatinde çayla, kahveyle nefis gider. Afiyet olsun.
Malzemeler: (20 adet) (Tarifi Beyaz Fırın’ın Kurabiyeler kitabından alıp, minik bir ekleme yaptım)
1 paket tereyağı
110 gr toz şeker
1 adet yumurta
2 yemek kaşığı bal
2 yemek kaşığı hindistan cevizi
225 gr. un
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 paket vanilya
üzeri için:
1 su bardağı hindistan cevizi
Hazırlanışı:
Fırın 160C’ye ayarlanıp, ısıtılır. Fırın tepsisi hafif yağlanıp, un serpilir. Tereyağı ve toz şeker bir kapta karıştırılır. Yumurta ilave edilip, karıştırılır. Bal, hindistan cevizi, un, vanilya ve kabartma tozu ilave edilir, karıştırılıp yoğurulur. Yoğurulan hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır ve yuvarlanır. Hindistan cevizine batırılıp, tepsiye dizilir. Tüm kurabiyeler dizildikten sonra fırına konulur ve 15 dak. pişirilir. Fırından çıkınca tepside soğumaya bırakılır. Soğuyunca çay ya da kahve ile(çocuklara sütle) ikram edilir.
AFİYET OLSUN

Advertisements

September 29, 2011. çay saati, çocuklar için tarifler, kahvaltı, kahve keyfi, kurabiye. Leave a comment.

Mısırlı Bezelyeli Pilav

Herkese günaydın. Bugün özellikle çocukların severek yediği bir pilavım var. Et ve tavuk yemeklerinin yanına çok yakışan bu pilav görüntü olarak da sofraya renk katıyor. Afiyet olsun.
Malzemeler: (4 kişilik)
2 su bardağı pirinç
3 su bardağı sıcak su(tavuk veya et suyu olması daha iyi olur)
1 su bardağı haşlanmış bezelye
yarım su bardağı mısır
tuz
karabiber
zeytinyağı
Hazırlanışı:
Bir tencereye zeytinyağı konulur ve hafifçe kızdırılır. Önceden haşlanmış ve süzülmüş bezelyeler tencereye konulur ve 1 dakika çevrilerek karıştırılır. Üzerine mısırlar eklenir ve birlikte mısırlar zedelenmeden bir iki karıştırılır. Ayıklanmış, yıkanmış ve süzülmüş pirinç tencereye konulur. Pirinç tane tane olana kadar kavrulur. Tuz, karabiber eklenir, sıcak su konulur ve ağzı kapatılarak pişirilir. Piştikten sonra bir süre dinlendirilir, servis tabağına alınır ve servis yapılır.
AFİYET OLSUN

September 28, 2011. çocuklar için tarifler, pilav. Leave a comment.

Garnitürlü Biftek

Öncelikle dün doğum günümü kutlayan herkese bir kez daha teşekkür ederim. Eylül’ün son haftası herkese güzellikler getirsin. Haftaya bir et yemeği başlayalım ne dersiniz ? Son derece kolay hazırlanan ve ani gelen misafirlere bile gönül rahatlığı ile sunulabilen bu yemek bizde sıkışık zamanların alternatiflerindendir. Afiyet olsun.
Malzemeler: ( 4 kişilik)
8 adet biftek
1 adet kuru soğan
2 adet havuç
2 adet patates
yarım su bardağı bezelye
2 adet domates
1 yemek kaşığı salça
zeytinyağı
tuz
karabiber
Hazırlanışı:
Biftekler bir tencereye alınır. Salça bir kapta su ile sulandırılıp, bifteklerin üzerine dökülür. Tuz, karabiber serpilir ve bifteklerin üzerini geçecek kadar su konulup, pişirilir. Diğer tarafta zeytinyağı ısıtılır ve küçük küçük doğranmış soğan yağda kavrulur.Doğranmış domates eklenip, bir iki çevrilir. Küçük küçük doğranmış havuç, küçük küçük doğranmış patates ve önceden haşlanmış bezelye tencereye ilave edilir. Tuz ve karabiber serpilip, su konulup pişmeye bırakılır. Suyunu çekene kadar pişirilir. Diğer tarafta biftekler pişince üzerine zeytinyağı gezdirilir ve altı kapatılır. Bir süre tencerede bırakılır. Servis tabağına alınan bifteklerin yanına pişen garnitür sebzeler konulur ve birlikte servis yapılır. Yanında sade pilav ve cacık ile güzel bir menü olur.
AFİYET OLSUN.

September 25, 2011. ana yemek, et. Leave a comment.

Amsterdam-Hollanda

Köln’den tatilin 2. durağı olan Amsterdam’ a gitmek üzere sabah otelimizden çıkıp Köln ana tren garına gittik ve son derece modern olan hızlı trene bindik(biletleri önceden internetten kolaylıkla alabilirsiniz biz öyle yaptık ve hiç sorun çıkmadı.) Toplam 4 saatlik çok keyifli bir yolculuk ile değirmenlerin ve lalelerin şehrine geldik. Hava Almanya’ya göre daha sıcak olmakla beraber yine de soğuktu ve yağmur vardı. Amsterdam Hollanda’nın başkentidir. Ama hükümeti barındırmaz, yani idari başkent değildir. İdari başkent Lahey’dir. Şehri bölen kanallar sebebiyle şehre “Kuzeyin Venedik’i” tanımlaması oldukça uygundur. 12. yüzyılda Amstel ırmağının kıyısında bir balıkçı köyü olarak kurulan Amsterdam, bugün Hollanda’nın kişi sayısı bakımından en büyük, kültürel ve parasal yönden de en önemli kentidir. Kentte 2005 sayımına göre 742.209 kişi yaşasa da, bu sayı çevresiyle birlikte 1,5 milyonu bulur. Amsterdam, çoğunlukla 17. yüzyıldan kalma yapılarıyla, Avrupa’daki en köklü kent dokularından birini barındırır. Kentin eski bölümü iç içe geçmiş ay biçimindeki kanallardan oluşur. Bu kanalların iki yakasındaki tarihî evlerin bir bölümü bugün ev, geri kalanı ise, kamu ya da özel işyeri olarak kullanılır.Kanallar zamanında ülkeyi korumak için yapılmıştır. Kanalların üzerinde de yüzen evler (karavan ve bot şeklinde) bulunur. (kaynak. Vikipedi)Yağmur yağdığı için araçla kısa bir şehir turu yaptık ve meşhur yel değirmenlerini fotoğrafladık. Şehir tam bir bisiklet cenneti her yaştan insan bisiklet ile ulaşımının sağlıyor.İstenirse diğer araçlar da ulaşım için kullanılabilir ama yürüyerek pek çok yere rahatlıkla gidilebilir. Ana hatlarıyla şehir 2 günde rahatlıkla gezilip, bitirilebilir. Yağmur yağdığı için ilk günümüzü Amsterdam’ın müzelerine ayırdık.

İlk müzemiz Van Gogh Müzesi: Hollandalı ünlü ressam Van Gogh’un eserlerinin yer aldığı bu müzenin girişinde oldukça uzun bir kuyruk vardı . 200’den fazla Van Gogh eserini görebileceğiniz bu müzede Van Gogh hakkında detaylı bilgi edinme fırsatınız da var. Eserler, kronolojik olarak beş ayrı döneme ayrılmıştır: Netherlands, Paris, Arles, Saint-Remy ve Auvers-Sur-Oise. Eserler gerçekten çok etkileyiciydi.

İkinci müzemiz Rijks Museum : Van Gogh müzesinden çıkınca tabelaları takip ederek 5 dak.lık yürüyüş ile Rijks Müzesine ulaştık. Hollanda’nın en büyük müzesi olan bu müze ülkenin en geniş koleksiyonlarını bünyesinde barındırır. Her yıl bir milyondan fazla kişi müzeyi ziyaret etmektedir. Müze haftanın her günü 9.00 – 18.00 saatleri arasında, Cuma günleri ise 22.00’a kadar açıktır.Jan Steen, Frans Hals, Vermeer ve Rembrandt’ın eserlerini burada görmek mümkündür. 400’den fazla resim bulunan bu müzede ayrıca Hollanda’nın tarihi ile ilgili eserleri de görebilirsiniz. Sanat ve resim ilginizi çekiyorsa bütün bir gününüzü burada geçirebilirsiniz. Müzeye turistlerin ilgisi oldukça fazlaydı ve uzun bir kuyruktan sonra müzeye girebildik. Gerçekten tablolar harikaydı.
Gezdiğimiz diğer müze aynı bölgede bulunan Stedelijk Müzesi oldu. 1895 yılında açılmış olan müze Amsterdam’ın modern sanat müzesidir. Sanatla bu kadar haşır neşir olduktan sonra kendimizi kanal kenarındaki restoranta attık. Hollanda’nın kendine özgü çok fazla yemek kültürü olmadığından Wagamama’da noddle yemeği tercih ettik. Amsterdam’da bu müzeler dışında Anne Frank’in evi, Rembrandthuis (Rembrandt Evi) ve Madame Tussauds Müzesi gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Laleler diyarı olan Amsterdam’da ikinci günümüzün büyük bir bölümünü Çiçek pazarı adı verilen bölgede geçirdik. Her renk lale soğanını, envai çeşit çiçek tohumunu buradan alma şansınız var. Çiçekçilerin arasında bulunan peynir dükkanlarında da pek çok çeşit peyniri bir arada görme imkanı oluyor.

Yağmur durup, güneş biraz yüzünü gösterince hemen kendimizi bir tekneye atıp, kanal turu yaptık. Amsterdam’ın pek çok noktasında bulabileceğiniz kanal turu şirketlerinin birinden alacağınız tekne bileti ile bu turu yapabilirsiniz. Sadece gezi teknesi olduğu gibi isterseniz yemekli tekne turuna katılabilirsiniz. Yemeksiz gezi teknelerinde 75 ya da 90 dak. süren turlarla şehri birbirine bağlayan tüm kanalları gezip, hem kanal kenarına yol boyunca dizilmiş bir örnek harika evleri hem de Amsterdam’ın meşhur kanal evlerini yakından görebiliyorsunuz.

Amsterdam’ın en önemli meydanı Dam Meydanı’dır. Koninklijk Sarayı, Nieuwe Kerk Kilisesi ve Madam Tussaud Müzesi ,şehrin en ünlü alışveriş merkezleri Magna Plaza ve De Bijenkorj Alışveriş Merkezi bu meydandadır. Pekçok restoran, kafe ve mağaza bu meydanın etrafında sıralanmıştır. Ayrıca bu meydanı çevreleyen dükkanlarda şehre özel hediyelik eşyaları kolaylıkla bulabilirsiniz.

Amsterdam’da dünyanın tüm mutfaklarının örneklerini sunan pek çok restoran olmakla beraber İtalyan ve Arjantin mutfağı diğerlerine göre daha fazla göze çarpmaktadır. Akşam yemeğinde denediğimiz Dam Meydanı yakınındaki Arjantin lokantası “Argentinos” Arjantin’de yediğimiz ete yakın kalitede et sunuyor. Amsterdam’a gelirseniz bu restoranı denemenizi öneririm. Günün her saati oturabileceğiniz kafelerde nefis kahvelerin yanında özellikle kremalı, elmalı tart ya da çikolatalı pancake yemenizi tavsiye ederim

Tatilimizin 2. Durağı Amsterdam’ı geride bırakarak Barcelona’ya doğru yola çıkıyoruz. Barcelona’da görüşmek üzere.

September 20, 2011. Gezi notları. Leave a comment.

Erişteli Yeşil Mercimekli Çorba

Herkese güzel bir hafta olsun. Tüm öğrencilerin (başta kızım olmak üzere) yeni eğitim öğretim yılı hayırlı olsun hepsine başarılar dilerim. Cumartesi Köln ile başladığım yaz tatili notlarıma devam edeceğim ama haftanın ilk günü kolay bir çorba tarifi verip tatil notlarına haftaiçi devam etmek istedim. Buyrun kolay ve lezzetli çorba tarifine. Afiyet olsun.
Malzemeler: (6 kişilik)
1 su bardağı hşlanmış yeşil mercimek
100 gr. erişte
zeytinyağı
1 adet kuru soğan
8 su bardağı su
tuz
karabiber
kuru nane
Hazırlanışı:
Zeytinyağı tencerede ısıtılır. Küçük küçük doğranmış soğan zeytinyağında kavrulur. Sıcak su, haşlanmış yeşil mercimek, tuz ve karabiber de tencereye konularak pişirilir. 10 dak. kadar sonra erişteler de eklenir ve erişteler yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pişince altı kapatılır. Servis tabağına alınan çorbaya kuru nane serpilir ve sıcak olarak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

September 18, 2011. Çorba. Leave a comment.

Köln-Almanya

Herkese güzel bir Cumartesi ve haftasonu dilerim. İş gezisi nedeniyle bir haftadır İstanbul dışında olduğum için blogumdan ve sizlerden uzak kaldım. İş gezisi bitti ve bloguma geri döndüm. Bu yaz iki bölüm halinde gerçekleştirdiğim tatilimde Köln-Almanya, Amsterdam-Hollanda, Barselona, Girona, Figueres, Madrid, Toledo-İspanya, Roma, Floransa, Siena, Venedik- İtalya, Paris-Fransa’ya gittim. Gezdiğim yerlerin bilgi ve fotoğraflarını derlemek oldukça uzun sürdü ama sonunda bitirdim ve sizlerle paylaşmaya başlıyorum.
Tatilde ilk durağımız Almanya’da en sevdiğim şehirlerden biri olan Köln oldu. Köln Avrupa’nın en güzel ve en önemli şehirlerinden biri. İsviçre Alpleri’nden başlayıp, kuzeye doğru akan Ren Nehri, binlerce yıl uygarlıkların beşiği. Avrupa’nın ticaret hayatına yön vermiş. Romalılar M.S. 50’de Colonia Agrippina isimli şehirlerini 1320 kilometrelik Ren Nehri’nin üzerinde kurmuşlar. Şehir cam işçiliği dahil değişik alanlarda ticari bir merkez olmuş. Beraberlerinde Hıristiyanlığı getiren Romalılar, Köln’ü en önemli Katolik merkezlerden birine dönüştürmüş. 795’te Şarlman şehri başpiskoposluk mertebesine yükseltmiş. Köln, İtalya’dan İngiltere’ye, Batı’dan Tuna’nın doğusuna giden yolların ortasında kalınca, Ortaçağ’da daha etkin bir konuma gelmiş. 12. ve 15. yüzyıllar arasında, Avrupa’nın en kalabalık ve zengin şehirlerinden biri olmuş ve özellikle Kuzey Avrupa’daki ticareti kontrol altında tutan Hansa Birliği’nde önemli bir rol üstlenmiş. Prusya döneminde Ren Bölgesinin başkenti seçilmiş ama II. Dünya Savaşı sırasında şehrin büyük bölümü tahrip olmuş. Bombalamalar esnasında, hem tarihi açıdan önemi hem de yön bulmaya yardımcı olması nedeniyle Katedrale dokunmamışlar. Bugün Ren Bölgesinde, ekonominin, kültürün, sanatın ve uluslararası fuarların Almanya’daki en önemli merkezlerinden biri olan Köln, tarih boyunca önemini hiç yitirmemiş. Köln deyince akla ilk gelenlerden biri de kolonya’dır. Dünyaca meşhur “Eau de Cologne” “Kolonya Suyu”bu şehirde doğmuştur.

1998’de 750. yıldönümü kutlanan Köln Katedrali Almanya’nın en çok ziyaret edilen tarihi eseri. 1248 yılında başlayan inşaat 600 yıldan fazla sürmüş ve 1880’de tamamlanmış. Şehre gelen herkes görsün diye tren istasyonunu bile katedralin yanına yapmışlar. UNESCO’nun dünya kültürel mirası listesinde bulunan yapıyı yılda altı milyon kişi geziyor. 157 metrelik Aziz Piyer ve Meryem Ana kuleleriyle dünyanın en büyük gotik katedrallerin. Koleksiyonunda çok değerli sanat eserleri bulunuyor. 1350 metre karelik bir alanı kaplayan vitrayların çoğunda İncil’den alınma hikayeler var. 1164 yılında İmparator I. Friedrich Barbarossa’nın şehre getirdiği Üç Kralın kemiklerinin bulunduğu bölüm katedralde en çok ziyaret edilen yerlerden biri. Beş yüz merdiveni çıkmayı göze alırsanız, güneydeki kulede muhteşem bir manzara var.

Şehirde Dionisos mozaiğinin bulunduğu Römisch-Germanish Müzesi dışında, modern sanatların sergilendiği Ludwig ile çoğunlukla empresyonist eserlerin olduğu Wallraf-Richartz Müzesi de bulunuyor. Doğu Asya Sanatları ve Uygulamalı Sanatlar Müzeleri yaptıkları sergilerle sanatseverlerin odak noktası oluyor. Ludwig Ailesi’nin özel koleksiyonlarının sergilendiği müzede Alman dışavurumcularının, gerçeküstücülerin ve Amerikan Pop sanatçılarının dışında Picasso’nun eserleri var. Adını 1824 yılında sanat koleksiyonunu şehre bağışlayan Ferdinand Franz Wallraf ile ilk binayı yaptıran Johann Heinrich Richartz’dan alan Wallraf-Richartz Müzesi, Albrecht Dürer, Peter Paul Rubens, Simone Martini ve Edvard Munch gibi sanatçıların eserleriyle dikkat çekiyor. Köln’de toplam 36 müze ile 100’ün üzerinde sanat galerisi bulunuyor. Köln Operası, tiyatrolar ve Köln Filarmoni Orkestrası’nın konserleri ise şehrin kültürel yaşamındaki yansımalardan sadece bazıları.

Köln tarihi yapılarını korurken modern hayatı da içinde barındırıyor. Ortasından geçen Ren nehrinde tekne ile dolaşmak, nehir kenarındaki kafelerde oturmak, Çikolata Müzesini ve Köln Katedralini ziyaret etmek, hayvanat bahçesine gitmek şehirde yapılabilecek ilk akla gelenlerdir. Köln’e gittiğimizde Temmuz ayı olmasına rağmen oldukça soğuk hava ve yağmur nedeniyle istediğimiz gibi gezemedik ne yazık ki. Sadece şirin sevimli sarı küçük tren ile şehir turu yapabildik. Tur uzadığı için Çikolata Mağazasına gittiğimizde müze kapanmıştı ben daha önce müzeyi gezdiğim için sorun değil ama kızım ilk defa Köln’e geldiği ve Çikolata müzesini gezemediği için üzüldü. Otelimiz Köln Katedralinin yanında olduğu için ilk olarak Katedrali gezdik. Ardından ver elini alışveriş caddeleri.

Hohe Strasse ile Schildergasse caddeleri şehrin en sevdiğim bölümlerindendir. Bütün tanınmış markalar ile her keseye hitap eden mağazaların birada olduğu bu alışveriş caddeleri günün her saati oldukça kalabalık oluyor. Özellikle indirim dönemlerinde inanılmaz düşük fiyatlara güzel şeyler alma imkanı oluyor.

Kentte, tren ile ulaşım önemli bir rol oynuyor. Sadece şehir içi değil, şehirler arası ve diğer ülkelere ulaşım içinde tren kullanılan en önemli araçlardan biri. Köln merkez garı(Köln Hbf) şehrin tam merkezinde Katedralin hemen yanında inşa edilmiş. Son derece modern olan merkez gardan hareket eden hızlı trenlere bisikletleri ile binip diğer ülkelere giden her yaştan insan görmek mümkün oluyor.

Köln’de kaldığım zamanlar da yemek için Alman yemekleri ile aram olmadığı için her zaman favorim Nordsee oluyor. Bu tatilde de böyle oldu ve alışveriş sonrasında kendimizi Schildergasse’deki Nordsee’ye attık. Burada farklı şekillerde pişirilen patates, sebze ve değişik soslarla sunulan balık çeşitlerine bayılıyorum. (Nordsee İstanbul’da da açıldı ama aynı tadı bulamadım)Balık seviyorsanız ve yolunuz Köln’e düşerse mutlaka uğramanızı öneririm.Fiyatlar da son derece ekonomik. (Adres:Schildergasse 110 50667 Köln 50667 Köln Tel:0221-2576550)

Köln’de yemek sonrasında yapılacak en güzel şey kahve eşliğinde Almanların meşhur tatlılarından yemektir. Bunlardan en güzelleri Berliner(Çikolatalı, marmelatlı) ve farklı şekillerdeki tatlı simitlerdir. Bu tatları denemek için Köln’de en iyi yer Merzenich’tir. 1896’dan beri hizmet veren bu cafe pastanede Almanların tüm tatlılarının en güzellerini tadabilirsiniz.
Biz de yemekten sonra soluğu Merzenich’te aldık ve kahve eşliğinde tatlılarımızı yedik. Hava soğuk olduğu ve ertesi gün yola çıkacağımız için fazla geç olmadan otelimize döndük. Ertesi gün hızlı tren ile Hollanda-Amsterdam’a geçeceğiz. Yani yarın yolculuk var. Amsterdam’da buluşmak üzere bugünlük bu kadar. Hoşcakalın.

September 17, 2011. Gezi notları. Leave a comment.

Börülce Kavurması

Pazarda tazecik çıtır çıtır börülceyi görünce dayanamadım aldım ve akşama da hemen kavurmasını yaptım. Yazın taze fasulyeye rakip olan bu sevimli sebze pişme kolaylığı nedeniyle çok sık tercih ettiğim sebzelerden biridir. Hafta arası olduğu için sade olarak yaptığım kavurmayı zaman zaman sarımsaklı yoğurt ile de tatlandırırım. Afiyet Olsun
Malzemeler:
Yarım kilo börülce
1 adet kuru soğan
1 adet büyük domates
zeytinyağı
tuz
Hazırlanışı:
Börülceler ayıklanıp, yıkanırlar ve küçük küçük doğranırlar. Bir tencereye konulan zeytinyağı ısıtılır, içine küçük küçük doğranmış soğan eklenir ve kavrulur.Rendelenmiş domates tencereye eklenir bir iki karıştırılır ve içine küçük küçük doğranan börülceler konulur. Kısık ateşte haff hafif karıştırılarak börülceler kavrulurlar. Kavrulduktan sonra börülcelerin yarısına kadar gelen sıcak su ve tuz konulur ve su çekene kadar pişirilir. Su çekilince ocağın altı kapatılır. Servis tabağına alınan börülce sıcak olarak servis yapılır. İstenirse üzerine sarımsaklı yoğurt konularak da yenilenebilkir.
AFİYET OLSUN

September 7, 2011. ana yemek, SEBZE. Leave a comment.

Sıcak Deniz Ürünü Salatası


Av yasağı kalktı balıklar tezgahlarda görünmeye başladı artık yavaş yavaş balık tarifleri bloglarda yerini alır. En sevdiğim balık olan Lüfer bu sene nasıl olacak bakalım? Balıklara geçmeden önce deniz ürünleri ile çok kolay hazırlanan bir salata tarifi vermek istedim. İçeriğini çeşitlendirebileceğiniz bu salata balıkla beraber yenilebileceği gibi tek başına da nefis bir yemek olur. Afiyet olsun.
Malzemeler:
1 adet kıvırcık yeşil salata
1 demet taze soğan
istenilen miktarda İglo Gurme Karides
istenilen miktarda İglo Gurme Kalamar
istenilen miktarda yengeç surimi
1 diş dövülmüş sarımsak
zeytinyağı
tuz
karabiber
1 limonun suyu
Hazırlanışı:
Kıvırcık salata yıkanır ve doğranır. Ayıklanıp yıkanan taze soğanlar ince ince doğranır ve salataya eklenir.(Salataya istediğiniz her türlü yeşilliği, malzemeyi katabilirsiniz) Zeytinyağı, limonsuyu, tuz, karabiber ve dövülmüş sarımsak bir kabın içinde iyice karıştırılarak salatanın sosu hazırlanır. İglo karidesler teflon tavada iki tarafı da kızartılarak pişirilir. Kalamarlar fırında pişirilirler. Yengeç surimiler doğranır ve teflon tavada iki tarafı da kızartılarak pişirilir. Tüm deniz ürünleri salataya eklenirler. Servis tabağına alınan salatanın üzerine salatanın sosu dökülür ve hepsi harmanlanarak karıştırılırlar. Salata sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN.

September 6, 2011. deniz ürünleri, salatalar. Leave a comment.

Domates Soslu Patlıcan Kızartması

Yazın klasiklerinden olan patlıcan kızartmasını yayınlamadan yaz sezonunu kapamak olmaz her ne kadar zararlılar sınıfında olsa da arada sırada kaçamak yapmak ve bol domates soslu patlıcan kızartmasını yemek güzel oluyor. Afiyet olsun.

Malzemeler:

3 patlıcan

4 domates

3 diş sarımsak

sıvı yağ

tuz

Hazırlanışı:

Patlıcanlar alaca soyulur ve istenen şekilde doğranır. Doğranmış patlıcanlar tuzlu suda acısının çıkması için bekletilir. Sudan çıkarılan patlıcanlar süzülür. Kızdırılan sıvıyağda patlıcanlar önlü arkalı kızartılır. Kızartılan patlıcanlar kağıt havlu üzerine konulur ve yağının fazlasının alınması sağlanır. Domatesler rendelenir. Tuz ve dövülmüş sarımsak ilave edilerek pişirilir. Servis tabağına alınan patlıcanların üzerine domates sosu dökülür ve servis yapılır.

AFİYET OLSUN

September 6, 2011. kızartma. Leave a comment.

Peynirli Cevizli Erişte

Ramazan, Bayram derken Eylül ayına geliverdik. Bir bakacağız Kurban Bayramı gelivermiş günler çok hızlı geçiyor. Herkese Eylül ayının ilk haftasından merhabalar. Haftaya yapımı son derece basit ama oldukça lezzetli bir erişte tarifi ile başlamak istiyorum. Genelde keş peyniri ile yapılan bu tarifi beyaz peynir ya da tulum peyniri ile de yapabilirsiniz. Afiyet olsun.

Malzemeler:4 kişilik

2 su bardağı erişte

3 su bardağı sıcak su

100 gr. beyaz peynir (keş ya da tulum peyniri de olabilir)

yarım su bardağı ceviz içi

zeytinyağı

tuz

Hazırlanışı:

Zeytinyağı bir tencerede ısıtılır ve eriştelerin rengi hafifçe dönene kadar erişteler kavrulur. Üzerine sıcak su ve tuz eklenir ve suyu çekip, erişteler yumuşayıncaya kadar pişirilir. Diğer tarafta peynir rendelenir. Bir tavada zeytinyağı ısıtılır ve büyük parçalara ayrılmış ceviz içi tavaya konulur ve rengi dönene kadar kavrulur. Erişte servis tabağına alınır ve üzerine rendelenmiş peynir ve kavrulmuş ceviz serpilip sıcak olarak servis edilir.

AFİYET OLSUN.


September 4, 2011. ana yemek, makarna. Leave a comment.