Köln-Almanya

Herkese güzel bir Cumartesi ve haftasonu dilerim. İş gezisi nedeniyle bir haftadır İstanbul dışında olduğum için blogumdan ve sizlerden uzak kaldım. İş gezisi bitti ve bloguma geri döndüm. Bu yaz iki bölüm halinde gerçekleştirdiğim tatilimde Köln-Almanya, Amsterdam-Hollanda, Barselona, Girona, Figueres, Madrid, Toledo-İspanya, Roma, Floransa, Siena, Venedik- İtalya, Paris-Fransa’ya gittim. Gezdiğim yerlerin bilgi ve fotoğraflarını derlemek oldukça uzun sürdü ama sonunda bitirdim ve sizlerle paylaşmaya başlıyorum.
Tatilde ilk durağımız Almanya’da en sevdiğim şehirlerden biri olan Köln oldu. Köln Avrupa’nın en güzel ve en önemli şehirlerinden biri. İsviçre Alpleri’nden başlayıp, kuzeye doğru akan Ren Nehri, binlerce yıl uygarlıkların beşiği. Avrupa’nın ticaret hayatına yön vermiş. Romalılar M.S. 50’de Colonia Agrippina isimli şehirlerini 1320 kilometrelik Ren Nehri’nin üzerinde kurmuşlar. Şehir cam işçiliği dahil değişik alanlarda ticari bir merkez olmuş. Beraberlerinde Hıristiyanlığı getiren Romalılar, Köln’ü en önemli Katolik merkezlerden birine dönüştürmüş. 795’te Şarlman şehri başpiskoposluk mertebesine yükseltmiş. Köln, İtalya’dan İngiltere’ye, Batı’dan Tuna’nın doğusuna giden yolların ortasında kalınca, Ortaçağ’da daha etkin bir konuma gelmiş. 12. ve 15. yüzyıllar arasında, Avrupa’nın en kalabalık ve zengin şehirlerinden biri olmuş ve özellikle Kuzey Avrupa’daki ticareti kontrol altında tutan Hansa Birliği’nde önemli bir rol üstlenmiş. Prusya döneminde Ren Bölgesinin başkenti seçilmiş ama II. Dünya Savaşı sırasında şehrin büyük bölümü tahrip olmuş. Bombalamalar esnasında, hem tarihi açıdan önemi hem de yön bulmaya yardımcı olması nedeniyle Katedrale dokunmamışlar. Bugün Ren Bölgesinde, ekonominin, kültürün, sanatın ve uluslararası fuarların Almanya’daki en önemli merkezlerinden biri olan Köln, tarih boyunca önemini hiç yitirmemiş. Köln deyince akla ilk gelenlerden biri de kolonya’dır. Dünyaca meşhur “Eau de Cologne” “Kolonya Suyu”bu şehirde doğmuştur.

1998’de 750. yıldönümü kutlanan Köln Katedrali Almanya’nın en çok ziyaret edilen tarihi eseri. 1248 yılında başlayan inşaat 600 yıldan fazla sürmüş ve 1880’de tamamlanmış. Şehre gelen herkes görsün diye tren istasyonunu bile katedralin yanına yapmışlar. UNESCO’nun dünya kültürel mirası listesinde bulunan yapıyı yılda altı milyon kişi geziyor. 157 metrelik Aziz Piyer ve Meryem Ana kuleleriyle dünyanın en büyük gotik katedrallerin. Koleksiyonunda çok değerli sanat eserleri bulunuyor. 1350 metre karelik bir alanı kaplayan vitrayların çoğunda İncil’den alınma hikayeler var. 1164 yılında İmparator I. Friedrich Barbarossa’nın şehre getirdiği Üç Kralın kemiklerinin bulunduğu bölüm katedralde en çok ziyaret edilen yerlerden biri. Beş yüz merdiveni çıkmayı göze alırsanız, güneydeki kulede muhteşem bir manzara var.

Şehirde Dionisos mozaiğinin bulunduğu Römisch-Germanish Müzesi dışında, modern sanatların sergilendiği Ludwig ile çoğunlukla empresyonist eserlerin olduğu Wallraf-Richartz Müzesi de bulunuyor. Doğu Asya Sanatları ve Uygulamalı Sanatlar Müzeleri yaptıkları sergilerle sanatseverlerin odak noktası oluyor. Ludwig Ailesi’nin özel koleksiyonlarının sergilendiği müzede Alman dışavurumcularının, gerçeküstücülerin ve Amerikan Pop sanatçılarının dışında Picasso’nun eserleri var. Adını 1824 yılında sanat koleksiyonunu şehre bağışlayan Ferdinand Franz Wallraf ile ilk binayı yaptıran Johann Heinrich Richartz’dan alan Wallraf-Richartz Müzesi, Albrecht Dürer, Peter Paul Rubens, Simone Martini ve Edvard Munch gibi sanatçıların eserleriyle dikkat çekiyor. Köln’de toplam 36 müze ile 100’ün üzerinde sanat galerisi bulunuyor. Köln Operası, tiyatrolar ve Köln Filarmoni Orkestrası’nın konserleri ise şehrin kültürel yaşamındaki yansımalardan sadece bazıları.

Köln tarihi yapılarını korurken modern hayatı da içinde barındırıyor. Ortasından geçen Ren nehrinde tekne ile dolaşmak, nehir kenarındaki kafelerde oturmak, Çikolata Müzesini ve Köln Katedralini ziyaret etmek, hayvanat bahçesine gitmek şehirde yapılabilecek ilk akla gelenlerdir. Köln’e gittiğimizde Temmuz ayı olmasına rağmen oldukça soğuk hava ve yağmur nedeniyle istediğimiz gibi gezemedik ne yazık ki. Sadece şirin sevimli sarı küçük tren ile şehir turu yapabildik. Tur uzadığı için Çikolata Mağazasına gittiğimizde müze kapanmıştı ben daha önce müzeyi gezdiğim için sorun değil ama kızım ilk defa Köln’e geldiği ve Çikolata müzesini gezemediği için üzüldü. Otelimiz Köln Katedralinin yanında olduğu için ilk olarak Katedrali gezdik. Ardından ver elini alışveriş caddeleri.

Hohe Strasse ile Schildergasse caddeleri şehrin en sevdiğim bölümlerindendir. Bütün tanınmış markalar ile her keseye hitap eden mağazaların birada olduğu bu alışveriş caddeleri günün her saati oldukça kalabalık oluyor. Özellikle indirim dönemlerinde inanılmaz düşük fiyatlara güzel şeyler alma imkanı oluyor.

Kentte, tren ile ulaşım önemli bir rol oynuyor. Sadece şehir içi değil, şehirler arası ve diğer ülkelere ulaşım içinde tren kullanılan en önemli araçlardan biri. Köln merkez garı(Köln Hbf) şehrin tam merkezinde Katedralin hemen yanında inşa edilmiş. Son derece modern olan merkez gardan hareket eden hızlı trenlere bisikletleri ile binip diğer ülkelere giden her yaştan insan görmek mümkün oluyor.

Köln’de kaldığım zamanlar da yemek için Alman yemekleri ile aram olmadığı için her zaman favorim Nordsee oluyor. Bu tatilde de böyle oldu ve alışveriş sonrasında kendimizi Schildergasse’deki Nordsee’ye attık. Burada farklı şekillerde pişirilen patates, sebze ve değişik soslarla sunulan balık çeşitlerine bayılıyorum. (Nordsee İstanbul’da da açıldı ama aynı tadı bulamadım)Balık seviyorsanız ve yolunuz Köln’e düşerse mutlaka uğramanızı öneririm.Fiyatlar da son derece ekonomik. (Adres:Schildergasse 110 50667 Köln 50667 Köln Tel:0221-2576550)

Köln’de yemek sonrasında yapılacak en güzel şey kahve eşliğinde Almanların meşhur tatlılarından yemektir. Bunlardan en güzelleri Berliner(Çikolatalı, marmelatlı) ve farklı şekillerdeki tatlı simitlerdir. Bu tatları denemek için Köln’de en iyi yer Merzenich’tir. 1896’dan beri hizmet veren bu cafe pastanede Almanların tüm tatlılarının en güzellerini tadabilirsiniz.
Biz de yemekten sonra soluğu Merzenich’te aldık ve kahve eşliğinde tatlılarımızı yedik. Hava soğuk olduğu ve ertesi gün yola çıkacağımız için fazla geç olmadan otelimize döndük. Ertesi gün hızlı tren ile Hollanda-Amsterdam’a geçeceğiz. Yani yarın yolculuk var. Amsterdam’da buluşmak üzere bugünlük bu kadar. Hoşcakalın.

September 17, 2011. Gezi notları.

Leave a Comment

Be the first to comment!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Trackback URI

%d bloggers like this: