Pırasa Dolması

Herkese soğuk ve karlı bir günden merhaba. Kışın şekilden şekile giren sebzelerinin başında sanırım pırasa gelir. Kıymalısı, zeytinyağlısı yapıldığı gibi köftesi, sarması ve dolması da yapılabilir. Zeytinyağlı ya da kıymalı pırasayı hatırım için yiyen kızım bile pırasa dolmasını seve seve yiyor. Hazırlaması biraz zahmetli ama lezzeti buna değiyor. Afiyet olsun.
Malzemeler:
3 adet kalın pırasa
500gr. kıyma
2 adet kuru soğan
yarım su bardağı pirinç
1 yemek kaşığı salça
tuz
karabiber
kuru nane
sumak
zeytinyağı
Hazırlanışı:
Pırasaların beyaz tarafları parmak büyüklüğünde kesilir. Parmakla ortalarından bastırılarak içleri çıkarılır. Kaynar tuzlu suya atılıp çok az haşlanır. Diğer tarafta kıyma, küçük küçük doğranmış soğan, ayıklanıp, yıkanmış pirinç, tuz, biber, 1yemek kaşığı salça, kuru nane, sumak bir kapta iyice karıştırılıp, yoğurulup dolmanın iç harcı hazırlanır. Hafifçe haşlanmış olan pırasalar bu iç harcı ile doldurulur. Dibine dolma da kullanılmayan pırasaların serildiği tencereye yanyana dizilir.Üzerlerine çok az zeytinyağı gezdirilip, üstlerini örtecek kadar su konulup,bir tabak kapatılıp pişmeye bırakılır. Pişince servis tabağına alınan pırasa dolması yoğurtla beraber servis yapılır.
AFİYET OLSUN

January 30, 2012. dolma, Kış tarifleri. Leave a comment.

Koska Sıcak Helva

Herkese iki haftalık bir aradan sonra merhaba. İş gezisi nedeniyle “En’lerin Ülkesi” Dubai’ye gittim ve pekçok ilginç bilgi ve fotoğrafla döndüm. Önümüzdeki günlerde dünyanın pekçok enlerini(dünyanın en uzun binası, dünyanın en büyük alışveriş merkezi gibi) biraraya toplayan bu ülkeden izlenimlerini sizlerle paylaşacağım. Ama bugün uzun süredir sırada bekleyen ve seyahatte olduğum için yayınlayamadığım gecikmiş bir postum var. Seyahatten bir gün önce kargodan sevimli bir paket aldım. Koska’nın Sıcak Bir Gelişme adı altında gönderdiği bu pakette kışın sofralarının en sevilen tatlarından Sıcak Helva vardı. Özellikle balıktan sonra yenilen sıcak helvayı Koska 10 dakika içinde hazırlanıp, sofraya getirebilecek hale sokmuş. Çok pratik bir kap içindeki helvanın üzerindeki folyosunu açıp önceden ısıtılmış fırında 150C’de 10 dak. tutuyor ve hemen sıcak sıcak servis ediyorsunuz. Hepsi bu kadar kolay ve lezzetli. Koska’nın bu yeni tadını denemenizi öneririm.
AFİYET OLSUN.

January 28, 2012. tanıtım. Leave a comment.

Uğurlu Konakları-Kastamonu

Herkese soğuk bir İstanbul’dan merhaba. Kasım ayında gerçekleştirdiğim Karadeniz turunda son uğradığım şehir Kastamonu’ydu. Kastamonu’ya ilk defa gittim ve daha o günlerdeki soğuğuna inanmadım. Korkunç bir ayaz vardı ve orada görüştüğümüz kişiler bu soğun daha birşey olmadığını , daha kışın orada başlamadığını söylediler. Şimdi İstanbul çok soğuk ve aklıma hep orada ki soğuk geliyor. Kastamonu’da işlerimizi bitirdikten sonra yemek için gittiğimiz Uğurlu Konaklarına hayran kaldım ve bugün size o Konağı tanıtmak istiyorum.Uğurlu Konakları kompleksi, toplam 1,5 dönüm bahçe içinde yer alan 2 adet geleneksel Kastamonu evinden oluşmaktadır. Yol cephesinde bulunan ve Uğurlu Konağı olarak bilinen konağın,1850 ile 1860 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Terzi Mehmetemin Ağa ilk sahibidir. Kendisi ve ailesi ile birlikte bu konakta tahminen 1930’lu yıllara kadar yaşamış, bu yıldan sonra konağı ailenin büyük kızı Hatice Hanım ve eşi Zühtü Bey’e devretmiştir. Hatice Hanım ve eşi Zühtü Bey, dört çocukları ile birlikte bu konakta yaşamlarına devam etmişlerdir. Zühtü Bey’in vefatından sonra (1956) Hatice hanım çocuklarını evlendirip, kızı, damadı, oğlu Sait Bey, gelini Seniha Hanım ve torunları ile birlikte vefatına kadar (1985) konakta yaşamıştır. Hatice Hanım’dan sonra Sait Bey ve eşi, dört çocuklarıyla birlikte 1992 yılına kadar konakta yaşamışlardır. Bu tarihten sonra hemen hemen terk edilen konak, bakımsızlıktan ve dış etkenlerden, oldukça harap duruma düşmüştür. Aile bireyleri 2003 yılında konağı, Kastamonu Kalkınma Vakfı’na ( KKV) satmışlardır. KKV, konağı turizm amaçlı değerlendirmeyi düşünmüş ve Gazi Üniversitesi Restorasyon kürsüsünde turizm amaçlı restorasyon projesi hazırlatmıştır. Ancak daha sonra mülkiyetinde bulunan diğer bazı konaklarla birlikte satmaya karar vermiş ve satılığa çıkarılan konak, 2005 yılında İstanbul’lu turizmci ve sanat tarihçisi Gülsen Kırbaş tarafından satın alınmıştır.

(Konağın eski halini, bakımsız dönemlerini, inşaatın aşamalarını adım adım duvardaki fotoğraflardan takip edebilirsiniz. Ayrıca Konakları Kastamonu’ya ve bizlere kazandıran Gülsen Kırbaş’ın fotoğrafı ve kısa özgeçmişi de duvardaki panoda bulunuyor)

Bundan sonrası uzun sürecek bir onarım ve yeniden işlevlendirme öyküsüdür. Arka parselde bulunan daha yeni tarihli (20. yüzyıl geleneksel Kastamonu evi) ahşap ev de, öndeki Uğurlu Konağı’yla birlikte projelendirilmiş, her iki yapının restorasyonu, 2006 yılı yazında başlamıştır. 2009 yazında biten restorasyon sonucunda, butik otel olarak işlevlendirilen yapılar, titiz bir çalışmayla, özgün yapısına olabildiğince sadık kalmaya özen gösterilerek restore edilmiştir. Restorasyonda, özgün malzeme, ya da ona en yakın malzeme kullanılmış, yerel ustalar, yerel tekniklerle çalışmıştır. Tescilli tarihi eser olan Uğurlu Konağı, özgün yapıya uygun olarak hazırlanan restorasyon projesine sadık kalınarak onarılmış, özgün mekan düzeni, odalar, sofalar ve tüm mimari detaylar titizlikle korunmuştur. Yeni verilen otel işlevine uyarlamak amacıyla, sadece odalara sıhhi mekanlar eklenmiş, ya da mevcut hela ve hamamlar, gusulhane ve yüklük dolapları bu işleve uyarlanmıştır. Uygulamadaki bir ahşap işçiliği, Kastamonu’da bu konuda örnek oluşturacak kalite ve titizliktedir.

(Konağın restorant bölümünde detaylar, eşyalar ve eşyaların sergilenmesi son derece zevkli ve güzel yapılmış.)

Turizm sektörüne, 25 yıl önce İngilizce ve Almanca rehber olarak başlayan Gülsen Kırbaş, Türkiye’nin tarihi ve kültürel zenginliklerini dünyaya tanıtmak için Novitas Turizm ve Seyahat Acentası’nı kurmuş. 2002 yılında TÜRSAB tarafından Kastamonu’ya yapılan info gezisine katılan Gülsen Kırbaş, Kastamonu’daki tarihi konaklara hayran kalarak, bu konakları alarak otel işletmeciliğine başlama kararı almış. Gülsen Kırbaş tarafından alınıp, tekrar hayat kazandırılan konakların tefrişinde de, geleneksel Kastamonu evinin dekorasyonu örnek alınmış, bu tarz, modern konaklama gereksinimleriyle uyum içinde yorumlanmıştır. Geniş sofalar, geleneksel Kastamonu evi sedirleriyle döşenmiş, doğal malzemeden yapılma tekstil ve el halıları kullanılmış, konakların tüm mekanları, Kastamonu’dan ve yakın çevresinden devşirilmiş özgün dekoratif malzemelerle süslenmiş ve dekore edilmiştir.

(Sıcacık bir ortama sahip olan ve çok güzel Türk musikisinin eserlerinin çalındığı restorantta 1963 yılına ait bir gazete insanı alıp, o yıla ve olaylarına götürüyor.Henüz dünyada olmadığımız bir yıla ait bu gazetedeki haberler bizi uzun süre meşgul etti.) Bitişik üç parselin birleştirilmesiyle oluşan geniş ve ferah bahçe mekanları, yaşı 50-60 yılı aşkın meyve ağaçlarının korunması ve çim ve çiçeklerle bezenmesinin ardından, misafirlerin huzur bulacağı, özellikle bahar ve yaz aylarında eşsiz bir keyif ortamı oluşturan bir cennet bahçesine dönüşmüştür. Mevsimine göre, bahçedeki ağaçlardan beyaz dut, kara dut, erik, vişne, armut ve ceviz yemek mümkündür. (Bilgilerin bir kısmı internetten alınmıştır)

Çok soğuk bir havada gittiğimiz konakta ilk ikram tazecik pideler eşliğinde sunulan sıcacık bir Tarhana çorbası oldu.

Ardından Kastamonu’nun kendine has Etli Ekmeği geldi. Etli Ekmek oldukça büyük ve harikaydı

Yanında yoğurduyla birlikte sunulan etli yaprak sarması sofraya gelir gelmez bitiverdi.

Ve işte beklenen an sonunda meşhur Kastamonu Tirit’i sofrada. Herşeyi ile mükemmel olan ve İstanbul’da yediklerimle hiç ilgisi olmayanTirit’e bayıldım. Bir kez daha herşeyi kendi yerinde yöresinde yemenin en doğrusu olduğunu anladım.

Bu güzel yemeği revani tatlısı ve çok şık sunumla gelen Türk kahvesi ile sonlandırdık.

Konağın tarihi özelliği, dekorasyonu, işletenlerin misafirperverliği ve yemeklerinin lezzetiyle Kastamonu’ya yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin diyeceğim bir yer Uğurlu Konakları. Mutlaka uğrayın ve bu güzel yemeklerden tadın, tarihi atmosferi koklayın.
Uğurlu Konakları
Hisarardı mah. Şeyh Şaban-ı Veli cad. No: 47-51
Kastamonu
Telefon : (366) 212 82 02-04
Faks : (366) 212 18 33
E-Mail : info@kastamonukonaklari.com

January 12, 2012. tanıtım. Leave a comment.

Ezogelin Çorbası

Herkese güzel bir hafta dilerim. Soğuk geçeceği söylenen haftaya sıcacık bir çorbayla başlamak sanırım en iyisi olacak. Anadolumuzun pek çok yemeğinin olduğu gibi Ezogelin Çorbasının da dilden dile dolaşan bir hikayesi var. Tarif öncesi çorbanın bu acıklı hikayesini sizinle paylaşmak istiyorum. Asıl adı Zöhre Bozgeyik olan “Ezo Gelin”, 1909 yılında Gaziantep’in Oğuzeli İlçesi’ne bağlı Dokuzyol (Uruş) Köyü’nde doğdu. Büyüdükçe güzelliği dillere destan olan ve çevre ilçelerden herkesin görebilmek için Dokuzyol Köyü’ne geldiği Ezo Gelin, 20 yaşına geldiğinde, aynı köyden Hanefi Açıkgöz ile “berdel” usulüyle evlendirildi. Hanefi Açıkgöz, Ezo Gelin’e karşılık, halası Hazik’i, Ezo’nun ağabeyi Zeynel Bozgeyik’e verdi. Ezo Gelin bu evliliğe, ancak onyedi ay dayandı ve sonunda baba evine döner. Daha sonra ise niceleri Ezo Gelin ile evlenmek için talip olur. Bu kez de Suriye’de bulunan teyzesinin oğlu Abuzer Memey gelir ve Ezo Gelin’i yine “berdel” kurallarına göre ister. Ezo Gelin ekonomik nedenlerle evlenmek zorunda kalır.
İkinci evliliğini de böyle zoraki bir şekilde yapan Ezo Gelin’in 6 kız çocuğu olur. Bu çocuklardan sadece Celile isimli kızı yaşar. Memleketinden uzak bir şekilde vatan hasretiyle Suriye’de yaşamını sürdüren Ezo Gelin, verem hastalığına yakalandı. Hastalığı sırasında eşine, “Benim mezarımı memleketime götürün. Götüremezseniz de beni Bozhöyük’ün Türkiye’yi gören kısmına gömün” der. Ezo Gelin mezar taşındaki yazıya göre 1952 yılında, Oğuzeli Nüfus Müdürlüğü’ndeki kayıtlara göre ise 1956 yılında öldü. Ezo Gelin Suriye’de, Türkiye sınırına yarım saat uzaklıktaki Carablus İlçesi Bozhöyük Köyü’ndeki bir höyüğe gömülür. Mezar taşında ise “Emir Kızı Ezo Gelin. Doğumu Türkiye’nin Gaziantep ilinin Oğuzeli İlçesi’nin Dokuzyol (Uruş) Köyü 1909. Ölümü 1952. Uzun zamandır çektiği verem hastalığından ve gurbetlik acısından öldü” yazmaktadır. Ezo Gelin’in mezarı, 43 yıl sonra kardeşi Kenan Bozgeyik’in dönemin Oğuzeli Kaymakamı Cemal Hüsnü Kansız’a başvurması ve Suriyeli yetkililerle yapılan görüşmeler sonucunda, 23 Eylül 1999 tarihinde Gaziantep’e getirilmiş ve Dokuzyol Köyü’nde düzenlenen törenle defnedilmiştir. (Kaynak. İnternet)
Gelelim tarife.
Malzemeler: (5 kişilik)
1.5 çay bardağı kırmızı mercimek
yarım çay bardağı pirinç
kahve fincanı ince bulgur
1 tane kuru soğan
2 çorba kaşığı domates salçası
7 su bardağı su
kuru nane
tuz
karabiber
zeytinyağı
Yapılışı:
Zeytinyağı tencerede ısıtılır ve içine küçük küçük doğranmış soğan konur. Soğan kavrulur, salça ilave edilir. Salça kavrulduktan sonra su konulur(Tavuk ya da et suyu olursa daha iyi olur) Yıkanmış ve süzülmüş mercimek ve pirinç eklenir. Bulgur da konulur karıştırılır. Tuz, kuru nane ve karabiber serpilip, pişmeye bırakılır. Çorba pişince istenirse üzerine kuru nane serpilip ya da kızdırılmış tereyağı ve kırmızı biber dökülüp sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

January 9, 2012. Çorba, kış sıcaklığı. Leave a comment.

Hellim Peynirli Salata

Herkese yeni yılın ilk postu ile merhaba. Kıbrıs’ın meşhur Hellim peyniri girdiği her yemeğe, her salataya kendi farklı lezzetini katan nefis bir peynir. Kızartılarak yenildiğinde bambaşka bir tada bürünen bu peyniri kahvaltılarda kullandığım gibi salatalarda da bol bol kullanıyorum. Tuzlu olduğu için salatada kullanmadan önce yarım saat suda tutuyor ve salatanın tuzunu normalden az koyuyorum.
Malzemeler:
1 paket Hellim peyniri
1 adet kıvırcık salata
1 bağ akdeniz yeşilliği
5, 6 adet kurutulmuş domates
1 diş sarımsak
1 limonun suyu
zeytinyağı
tuz
Hazırlanışı
Yeşillikler yıkanıp, süzülür ve doğranırlar. Kurutulmuş domatesler kaynar suda 1, 2 dak. tutulur ve çıkarılır. Domatesler ince şerit şeklinde kesilir, yeşilliklere katılır. Tuzu alınmış hellim peyniri kalınca dilimlenir (küp şeklinde ya da ince şeritler halinde de kesebilirsiniz) dilimlenmiş peynirlerin ızgarada iki tarafı da kızartılır. Bir kapta limonun suyu, zeytinyağı, tuz ve dövülmüş sarımsak karıştırılır ve salatanın sosu hazırlanır. Kızaran peynirler sıcakken hemen salataya eklenir, sos tüm salataya dökülür, karıştırılır ve servis edilir.
AFİYET OLSUN

January 4, 2012. salatalar. Leave a comment.