Dubai’den İzlenimler

fotoğraf internetten alınmıştır
En”ler Diyarı Dubai ve Ferrari World postlarımdan sonra bugün Dubai ile ilgili son postumu yayınlıyorum. Arap ülkelerinde Türk dizilerinin çok sevildiğini duymuştum Dubai’de buna kendim de şahit oldum. Şu anda Dubai’de Ezel ve Muhteşem Süleyman fırtınası esiyor. Ezel bir kanalda Arapça dublajlı, başka bir kanalda orjinal Türkçe seslendirmeli, Arapça alt yazılı yayınlanıyor. Muhteşem Yüzyılın’da ilk bölümleri yayınlanmaya başlamış. Erkan Petekkaya’nın oynadığı eski dizilerden Sonbahar ve meşhur Ferhunde Hanım’da Dubai televizyonlarında yayınlanıyor.

Dubai Deira denilen eski bölge ve iş merkezini barındıran yeni bölge olmak üzere ana iki bölümden oluşuyor. Her iki bölgede de yerel pazarlar, alışveriş merkezleri, oteller , ofisler, gökdelenler, hastaneler, okullar ve evler bulunuyor. Dubai’de alışveriş meraklıları, ilginç mimari yapıları merak edenler ve moda olduğu için sadece görmüş olmak için gidenlerin yarattığı kalabalık bir turist nufusu var. Dubai’de yerleşik halk da çok karışık. Her milletten insan çalışmak için burada bulunuyor. Sokaklarda farklı dillerde, giyimlerde, farklı dinlerde insanları görebiliyorsunuz. Ortak dil İngilizce. Arapça’nın yanı sıra Hintliler, Araplardan sonra en kalabalık nufus olduğu için Urduca’da ana dil gibi olmuş. Filipinli ve Çinliler de Hintlilerden sonra ikinci sırayı alıyorlar.

Dubai’de yapılabilecek pek çok aktivite var. Bunlardan ilk akla gelen şüphesiz çölde Jeep safari. Çölde farklı bir deneyim yaşatan bu turlarda deneyimli şöförlerin kullandığı jeeplerle kum tepelerinden aşağıya hızla iniyor ve kayak pistinde kayar gibi çöl kumunda kayıyorsunuz (fazla dolu mide ile gitmenizi hiç önermem akşam dönüşte her yerinizden çöl kumu çıkması da cabası) Bu çılgın sürüş deneyiminin ardından deve çiftliklerini ziyaret edebiliyor, çölde gün batımını seyredip, çölün ortasında kurulan büyük çadırlarda Arap müziği ve yerel danslarla dolu bir akşam geçirebiliyorsunuz.

Dubai denilince özellikle ülkemizde alışveriş akla geliyor. Elektronik eşya, fotoğraf makinası ve ekipmanları, cep telefonları, laptop ve versiyonları gerçekten çok ucuz bunları almak için gidilebilir ama bunun dışında oradaki her şey ülkemizde var ve oradan almaya değmez. Dünyanın tüm moda markalarını Dubai’de bulabiliyorsunuz ama fiyatlar bizdekinden hiç farklı değil ve bence taşımaya değmez. Dubai’de oldukça fazla ve büyük alışveriş merkezi bulunmakta eğer alışveriş için modern bir alışveriş merkezine gideyim ve her şeyi aynı çatı altında bulayım derseniz size 12,1 milyon metrekare alana (uluslar arası standartlarda 50 futbol sahası büyüklüğünde)sahip olan alışveriş merkezi Dubai Mall’u öneririm. Sadece 1 katını 3 saatte gezip bitiremediğim ve gördüğüm bir mağazayı bir daha asla bulamadığım bu alışveriş merkezi şu anda dünyanın en büyük alışveriş merkezi olup, günde en fazla ziyaretçi tarafından gezilen yer ünvanını da elinde bulunduruyormuş. Dünyanın en geniş, en büyük alışveriş merkezi olan Dubai Mall içerisinde 1200 mağaza, 150’den fazla yiyecek içecek mekanı, beş yıldızlı bir otel bulunmakta. 134.000 metre kare’lik moda bölümünde aynı çatı altında en geniş ve dünyanın en ünlü moda markalarını birarada bulundurmakla gurur duyuyorlar.

Dubai Akvaryumu ve Su altı Hayvanat Bahçesi: Dubai Mall içinde dünyanın en büyük akvaryumlarından biri olan bu dev akvaryumda kum kaplanı köpekbalığı dahil 400 köpekbalığı ve vatoz olmak üzere 85’den fazla türü temsil eden, 33.000 ‘den fazla canlı hayvan bulunmakta. Dubai Akvaryum tünel şeklindeki tasarımı ile dünyanın en büyüleyici sualtını ve hayvanlarını inanılmaz yakınlıktan görme imkanını sağlamaktadır. Sualtı Hayvanat Bahçesi’nde doğal ortamlarında tehlikeli Piranha, dev kedi balığı, su samuru, penguen kolonisi ve daha fazlası ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Alışveriş merkezinde Buz Pateni pisti mevcut. Olimpik ölçülerdeki buz pisti dünya standartlarında olanaklarına sahip. İsteyen paten kayıyor, isteyen buz hokeyi oynuyor.
Kapalı Altın Çarşısı: Dünyanın en büyük büyük kapalı altın çarşısı da bu alışveriş merkezindedir. İçerisinde 200’den fazla altın ve mücevher mağazası bulunuyor.
fotograf internetten alınmıştır.
Dubai Fountain 300 dönümlük suni Burj Gölü üzerinde dünyanın 150 metre (50 katlı bir binaya eş değer) havaya suyu yükseltebilen tek su perdesi, su, ışık ve ses showudur. Bu showu oluşturmak için 6000’den fazla ışık ve renk projektörü kullanılıyor. Bu showda 1000’den fazla birbirinden farklı su ve müzik parçası sergilenebiliyor.
Elektronik eşya almak isterseniz Dubai’de gideceğiniz tek yer Mall of the Emirates’in içinde bulunan Carrefour. Burada hem çok ucuz hem de gerçek ürünleri garantili olarak alabiliyorsunuz. (Buraya gelmişken aynı alışveriş merkezindeki dünyanın kapalı alandaki en büyük kayak merkezi ve pisti olan Ski Dubai’ye de uğrayabilirsiniz. ) Diğer yerlerde bazen elektronik eşyalarda sahte ürün satışı oluyormuş.
Yerel mekanları ve dükkanları görmek isterseniz Deira’ya gitmeniz gerekiyor.(Biraz bizim Mahmutpaşa ve civarını andırıyor) Burada yerel pek çok mağaza ve ürün bulunmaktadır. Altın ve Baharat Çarşıları da görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.
Alışveriş sonrasında geleneksel abra adı verilen teknelerle su yolu ile bir şehir turu yapabilirsiniz
Dünyanın en yüksek binası olan Burj Khalifa’dan (Burç Halife) tüm Dubai’yi seyredebilirsiniz. Bina 828 metrelik yüksekliğe sahip olup, 160 katı kullanılabilir bir yapıdır. Binanın yaklaşık 150. kattan sonra geri kalan katları çelik olarak yapılmıştır. Bu da dünyada ilk defa betonarme kütle üzerine çelik konstrüksiyonla devam edilen ilk bina özelliğini kazandırmıştır. Ayrıca binanın cephelerine gelen rüzgâr yüklerini en aza indirmek için binanın hiçbir cephesi düz olarak tasarlanmamıştır. Köşeleri ise keskin değil, dairesel birleşimlerle yapılmıştır.

Binanın seyir katı olup halka açık olan 124 .katına alacağınız bir bilet ile size verilen randevü saatinde dünyanın en hızlı asansörü (saatte 64 km hızla çıkıyor) ile çıkıyor ve Dubai’yi kuşbakışı seyredebiliyorsunuz.

Binanın seyir katından aşağıya bakınca Dubai’nin muhteşem binalarını,

Tüm Dubai’ye ye yayılan gökdelenleri,

Dubai’nin Arap mimarisi ile yapılmış eski evlerini,

İnşaat alanına dönen Dubai’yi görebiliyorsunuz.

Binada Giorgio Armani tarafından tasarlanmış, dünyanın ilk ve tek Armani Oteli’de bulunmaktadır. Bu otel konaklamaya gelen turistler dışında pahalı oluşu nedeniyle burada kalma imkanı olmayan ve oteli sadece görmeye gelen turistlerin akınına uğruyor.

Dubai’de her milletten insanın olması mutfağa da yansımış tüm dünya mutfağının örneklerini her yerde kolaylıkla bulabiliyorsunuz. Arap yemekleri et ağırlıklı ve kuru meyveler ve keskin baharatlar öne çıkıyor. Pilavda da safran ve kuru meyveler kullanılıyor.(Kuru Meyveli Safranlı Pilav) Et yemekleri genelde(Fas mutfağındaki gibi) tajin’de (bir çeşit kapaklı toprak güveç kap) geliyor sofraya.

Et yemeklerinin yanında haşlanmış bulgur, ızgara tavuk, soslu haşlanmış nohut ve sebze çorbası getiriyorlar.

Bademli ve kuru erikli kuzu güvecin yanında gelen bulgur, tavuk, nohut ve çorbadan bir miktar tabağa alınıyor hepsi karıştırılıyor ve etin yanında salata niyetine yeniliyor.

Tatlılar birebir bizim tatlılarımız ile aynı sadece değişik isimleri var.

Dubai’de tanıdık bir tad daha vardı bu da “Mamül“‘dü. Üstelik orada da ismi mamül olarak geçiyor bizim mamülümüzden tek farkı bunların bizimkilere göre daha küçük olmalarıydı.

Dubai ile ilgili notlarım bu kadar. Artık blogumun bir yemek blogu olduğunu hatırlayıp, biraz yemek tariflerimi yayınlayayım değil mi?
Herkese şimdiden güzel bir hafta dilerim. Hoşcakalın.
Advertisements

March 11, 2012. Gezi notları. Leave a comment.

Ferrari World -Abu Dhabi

Dubai ile ilgili izlenimlerimde ilk sırayı “Bir İçMimarin Mabedi’ne” söz verdiğim için Ferrari World’e veriyorum. Abu Dhabi’deki Yas adasında bulunan Ferrari World, dünyanın en hızlı Roller Coaster’ının olduğu dünyadaki ilk Ferrari temalı kapalı parktır. Bu parkta her yaştan insan kendisine uygun çok çeşitli oyunlar ve yarış simülatörleri bulabilirler. Dünyanın en büyük kapalı eğlence mekanı olan Ferrari World’ün klasik Ferrari GT’nin çift eğrili profilinden esinlenen tasarlanan parlak kırmızı renkli yapısının üstünde büyük bir Ferrari logosu bulunuyor. 200 bin metre karelik tavanda yer alan bu logo aynı zamanda dünyanın en büyük logosudur.

İtalyan lüks spor otomobil üreticisi Ferrari’nin dünyaca ünlü mimarlık firması Benoy tarafından tasarlanan ve tasarımında Ferrari’nin model yelpazesinden ilham alınan özel temalı 100 bin metre karelik halka açık kapalı alana sahip olan bu bu parkta 240 km/s hıza erişen lunapark treni (roller coaster), Ferrari yarış ekiplerinin kullandığı son teknoloji ürünü yarış simülatörleri, uzmanlar eşliğinde Ferrari Sürüş ve Yarış Okulu, lüks İtalyan restoranları bulunmaktadır.

Parkın içinde Ferrari tarihinin görülebileceği bir müze, eski araçların ve yarışlarda şampiyon olan sürüş pilotlarının resim ve isimlerinin sergilendiği alanlar ve hediyelik eşya satan dükkanlar bulunmaktadır.

Müzede sergilenen antika arabalar insanı bambaşka bir atmosfere sürüklüyor.

Müze kısmı dışında parkın her noktasında çeşitli yıllara ait Ferrariler ve onların kısa tanıtımları yer alıyor.

Ferrari F1 otomobilinin içinde yer almanın heyecan verici duygusunu yaşatmak amacıyla tasarlanan özel tren- Roller Coaster,yolcularını 62 metre yüksekliğe çıkarıp indirerek tarifi imkansız bir deneyim yaşatıyor. Adrenalin tutkunlarına hitap eden Roller Coaster gerçek bir Ferrari F1 tecrübesi yaşatmak amacıyla tasarlanmış olup saatte 240 km hız yapıyor. Uzun bir kuyruk bekleyerek(2,3 saat kadar) binilen Roller Coaster’a binmek için belli bir boy ve kilo da olmak gerekiyor. Ayrıca kalp, tansiyon hastaları ve hamileler bu trene bindirilmiyor. Sırf bu trene binmek için bu parka gelenler çoğunlukta.

3 saat kuyrukta bekledikten sonra 4’er kişilik araca binenler ilk 2 sn.de en aşırı hıza ulaşan araçta çığlık çığlığa bağrıyorlar. Yolcular trenden indikten sonra yarım saat kendilerine gelemiyorlar ama trene tekrar binmekten de vazgeçmiyorlar. Dubai’ye gelirseniz Yas Adasındaki bu ilginç ve eğlenceli yeri gezmeden dönmeyin derim.
Dubai izlenimlerim devam edecek. Görüşmek üzere.

March 5, 2012. Gezi notları. Leave a comment.

Amsterdam-Hollanda

Köln’den tatilin 2. durağı olan Amsterdam’ a gitmek üzere sabah otelimizden çıkıp Köln ana tren garına gittik ve son derece modern olan hızlı trene bindik(biletleri önceden internetten kolaylıkla alabilirsiniz biz öyle yaptık ve hiç sorun çıkmadı.) Toplam 4 saatlik çok keyifli bir yolculuk ile değirmenlerin ve lalelerin şehrine geldik. Hava Almanya’ya göre daha sıcak olmakla beraber yine de soğuktu ve yağmur vardı. Amsterdam Hollanda’nın başkentidir. Ama hükümeti barındırmaz, yani idari başkent değildir. İdari başkent Lahey’dir. Şehri bölen kanallar sebebiyle şehre “Kuzeyin Venedik’i” tanımlaması oldukça uygundur. 12. yüzyılda Amstel ırmağının kıyısında bir balıkçı köyü olarak kurulan Amsterdam, bugün Hollanda’nın kişi sayısı bakımından en büyük, kültürel ve parasal yönden de en önemli kentidir. Kentte 2005 sayımına göre 742.209 kişi yaşasa da, bu sayı çevresiyle birlikte 1,5 milyonu bulur. Amsterdam, çoğunlukla 17. yüzyıldan kalma yapılarıyla, Avrupa’daki en köklü kent dokularından birini barındırır. Kentin eski bölümü iç içe geçmiş ay biçimindeki kanallardan oluşur. Bu kanalların iki yakasındaki tarihî evlerin bir bölümü bugün ev, geri kalanı ise, kamu ya da özel işyeri olarak kullanılır.Kanallar zamanında ülkeyi korumak için yapılmıştır. Kanalların üzerinde de yüzen evler (karavan ve bot şeklinde) bulunur. (kaynak. Vikipedi)Yağmur yağdığı için araçla kısa bir şehir turu yaptık ve meşhur yel değirmenlerini fotoğrafladık. Şehir tam bir bisiklet cenneti her yaştan insan bisiklet ile ulaşımının sağlıyor.İstenirse diğer araçlar da ulaşım için kullanılabilir ama yürüyerek pek çok yere rahatlıkla gidilebilir. Ana hatlarıyla şehir 2 günde rahatlıkla gezilip, bitirilebilir. Yağmur yağdığı için ilk günümüzü Amsterdam’ın müzelerine ayırdık.

İlk müzemiz Van Gogh Müzesi: Hollandalı ünlü ressam Van Gogh’un eserlerinin yer aldığı bu müzenin girişinde oldukça uzun bir kuyruk vardı . 200’den fazla Van Gogh eserini görebileceğiniz bu müzede Van Gogh hakkında detaylı bilgi edinme fırsatınız da var. Eserler, kronolojik olarak beş ayrı döneme ayrılmıştır: Netherlands, Paris, Arles, Saint-Remy ve Auvers-Sur-Oise. Eserler gerçekten çok etkileyiciydi.

İkinci müzemiz Rijks Museum : Van Gogh müzesinden çıkınca tabelaları takip ederek 5 dak.lık yürüyüş ile Rijks Müzesine ulaştık. Hollanda’nın en büyük müzesi olan bu müze ülkenin en geniş koleksiyonlarını bünyesinde barındırır. Her yıl bir milyondan fazla kişi müzeyi ziyaret etmektedir. Müze haftanın her günü 9.00 – 18.00 saatleri arasında, Cuma günleri ise 22.00’a kadar açıktır.Jan Steen, Frans Hals, Vermeer ve Rembrandt’ın eserlerini burada görmek mümkündür. 400’den fazla resim bulunan bu müzede ayrıca Hollanda’nın tarihi ile ilgili eserleri de görebilirsiniz. Sanat ve resim ilginizi çekiyorsa bütün bir gününüzü burada geçirebilirsiniz. Müzeye turistlerin ilgisi oldukça fazlaydı ve uzun bir kuyruktan sonra müzeye girebildik. Gerçekten tablolar harikaydı.
Gezdiğimiz diğer müze aynı bölgede bulunan Stedelijk Müzesi oldu. 1895 yılında açılmış olan müze Amsterdam’ın modern sanat müzesidir. Sanatla bu kadar haşır neşir olduktan sonra kendimizi kanal kenarındaki restoranta attık. Hollanda’nın kendine özgü çok fazla yemek kültürü olmadığından Wagamama’da noddle yemeği tercih ettik. Amsterdam’da bu müzeler dışında Anne Frank’in evi, Rembrandthuis (Rembrandt Evi) ve Madame Tussauds Müzesi gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Laleler diyarı olan Amsterdam’da ikinci günümüzün büyük bir bölümünü Çiçek pazarı adı verilen bölgede geçirdik. Her renk lale soğanını, envai çeşit çiçek tohumunu buradan alma şansınız var. Çiçekçilerin arasında bulunan peynir dükkanlarında da pek çok çeşit peyniri bir arada görme imkanı oluyor.

Yağmur durup, güneş biraz yüzünü gösterince hemen kendimizi bir tekneye atıp, kanal turu yaptık. Amsterdam’ın pek çok noktasında bulabileceğiniz kanal turu şirketlerinin birinden alacağınız tekne bileti ile bu turu yapabilirsiniz. Sadece gezi teknesi olduğu gibi isterseniz yemekli tekne turuna katılabilirsiniz. Yemeksiz gezi teknelerinde 75 ya da 90 dak. süren turlarla şehri birbirine bağlayan tüm kanalları gezip, hem kanal kenarına yol boyunca dizilmiş bir örnek harika evleri hem de Amsterdam’ın meşhur kanal evlerini yakından görebiliyorsunuz.

Amsterdam’ın en önemli meydanı Dam Meydanı’dır. Koninklijk Sarayı, Nieuwe Kerk Kilisesi ve Madam Tussaud Müzesi ,şehrin en ünlü alışveriş merkezleri Magna Plaza ve De Bijenkorj Alışveriş Merkezi bu meydandadır. Pekçok restoran, kafe ve mağaza bu meydanın etrafında sıralanmıştır. Ayrıca bu meydanı çevreleyen dükkanlarda şehre özel hediyelik eşyaları kolaylıkla bulabilirsiniz.

Amsterdam’da dünyanın tüm mutfaklarının örneklerini sunan pek çok restoran olmakla beraber İtalyan ve Arjantin mutfağı diğerlerine göre daha fazla göze çarpmaktadır. Akşam yemeğinde denediğimiz Dam Meydanı yakınındaki Arjantin lokantası “Argentinos” Arjantin’de yediğimiz ete yakın kalitede et sunuyor. Amsterdam’a gelirseniz bu restoranı denemenizi öneririm. Günün her saati oturabileceğiniz kafelerde nefis kahvelerin yanında özellikle kremalı, elmalı tart ya da çikolatalı pancake yemenizi tavsiye ederim

Tatilimizin 2. Durağı Amsterdam’ı geride bırakarak Barcelona’ya doğru yola çıkıyoruz. Barcelona’da görüşmek üzere.

September 20, 2011. Gezi notları. Leave a comment.

Köln-Almanya

Herkese güzel bir Cumartesi ve haftasonu dilerim. İş gezisi nedeniyle bir haftadır İstanbul dışında olduğum için blogumdan ve sizlerden uzak kaldım. İş gezisi bitti ve bloguma geri döndüm. Bu yaz iki bölüm halinde gerçekleştirdiğim tatilimde Köln-Almanya, Amsterdam-Hollanda, Barselona, Girona, Figueres, Madrid, Toledo-İspanya, Roma, Floransa, Siena, Venedik- İtalya, Paris-Fransa’ya gittim. Gezdiğim yerlerin bilgi ve fotoğraflarını derlemek oldukça uzun sürdü ama sonunda bitirdim ve sizlerle paylaşmaya başlıyorum.
Tatilde ilk durağımız Almanya’da en sevdiğim şehirlerden biri olan Köln oldu. Köln Avrupa’nın en güzel ve en önemli şehirlerinden biri. İsviçre Alpleri’nden başlayıp, kuzeye doğru akan Ren Nehri, binlerce yıl uygarlıkların beşiği. Avrupa’nın ticaret hayatına yön vermiş. Romalılar M.S. 50’de Colonia Agrippina isimli şehirlerini 1320 kilometrelik Ren Nehri’nin üzerinde kurmuşlar. Şehir cam işçiliği dahil değişik alanlarda ticari bir merkez olmuş. Beraberlerinde Hıristiyanlığı getiren Romalılar, Köln’ü en önemli Katolik merkezlerden birine dönüştürmüş. 795’te Şarlman şehri başpiskoposluk mertebesine yükseltmiş. Köln, İtalya’dan İngiltere’ye, Batı’dan Tuna’nın doğusuna giden yolların ortasında kalınca, Ortaçağ’da daha etkin bir konuma gelmiş. 12. ve 15. yüzyıllar arasında, Avrupa’nın en kalabalık ve zengin şehirlerinden biri olmuş ve özellikle Kuzey Avrupa’daki ticareti kontrol altında tutan Hansa Birliği’nde önemli bir rol üstlenmiş. Prusya döneminde Ren Bölgesinin başkenti seçilmiş ama II. Dünya Savaşı sırasında şehrin büyük bölümü tahrip olmuş. Bombalamalar esnasında, hem tarihi açıdan önemi hem de yön bulmaya yardımcı olması nedeniyle Katedrale dokunmamışlar. Bugün Ren Bölgesinde, ekonominin, kültürün, sanatın ve uluslararası fuarların Almanya’daki en önemli merkezlerinden biri olan Köln, tarih boyunca önemini hiç yitirmemiş. Köln deyince akla ilk gelenlerden biri de kolonya’dır. Dünyaca meşhur “Eau de Cologne” “Kolonya Suyu”bu şehirde doğmuştur.

1998’de 750. yıldönümü kutlanan Köln Katedrali Almanya’nın en çok ziyaret edilen tarihi eseri. 1248 yılında başlayan inşaat 600 yıldan fazla sürmüş ve 1880’de tamamlanmış. Şehre gelen herkes görsün diye tren istasyonunu bile katedralin yanına yapmışlar. UNESCO’nun dünya kültürel mirası listesinde bulunan yapıyı yılda altı milyon kişi geziyor. 157 metrelik Aziz Piyer ve Meryem Ana kuleleriyle dünyanın en büyük gotik katedrallerin. Koleksiyonunda çok değerli sanat eserleri bulunuyor. 1350 metre karelik bir alanı kaplayan vitrayların çoğunda İncil’den alınma hikayeler var. 1164 yılında İmparator I. Friedrich Barbarossa’nın şehre getirdiği Üç Kralın kemiklerinin bulunduğu bölüm katedralde en çok ziyaret edilen yerlerden biri. Beş yüz merdiveni çıkmayı göze alırsanız, güneydeki kulede muhteşem bir manzara var.

Şehirde Dionisos mozaiğinin bulunduğu Römisch-Germanish Müzesi dışında, modern sanatların sergilendiği Ludwig ile çoğunlukla empresyonist eserlerin olduğu Wallraf-Richartz Müzesi de bulunuyor. Doğu Asya Sanatları ve Uygulamalı Sanatlar Müzeleri yaptıkları sergilerle sanatseverlerin odak noktası oluyor. Ludwig Ailesi’nin özel koleksiyonlarının sergilendiği müzede Alman dışavurumcularının, gerçeküstücülerin ve Amerikan Pop sanatçılarının dışında Picasso’nun eserleri var. Adını 1824 yılında sanat koleksiyonunu şehre bağışlayan Ferdinand Franz Wallraf ile ilk binayı yaptıran Johann Heinrich Richartz’dan alan Wallraf-Richartz Müzesi, Albrecht Dürer, Peter Paul Rubens, Simone Martini ve Edvard Munch gibi sanatçıların eserleriyle dikkat çekiyor. Köln’de toplam 36 müze ile 100’ün üzerinde sanat galerisi bulunuyor. Köln Operası, tiyatrolar ve Köln Filarmoni Orkestrası’nın konserleri ise şehrin kültürel yaşamındaki yansımalardan sadece bazıları.

Köln tarihi yapılarını korurken modern hayatı da içinde barındırıyor. Ortasından geçen Ren nehrinde tekne ile dolaşmak, nehir kenarındaki kafelerde oturmak, Çikolata Müzesini ve Köln Katedralini ziyaret etmek, hayvanat bahçesine gitmek şehirde yapılabilecek ilk akla gelenlerdir. Köln’e gittiğimizde Temmuz ayı olmasına rağmen oldukça soğuk hava ve yağmur nedeniyle istediğimiz gibi gezemedik ne yazık ki. Sadece şirin sevimli sarı küçük tren ile şehir turu yapabildik. Tur uzadığı için Çikolata Mağazasına gittiğimizde müze kapanmıştı ben daha önce müzeyi gezdiğim için sorun değil ama kızım ilk defa Köln’e geldiği ve Çikolata müzesini gezemediği için üzüldü. Otelimiz Köln Katedralinin yanında olduğu için ilk olarak Katedrali gezdik. Ardından ver elini alışveriş caddeleri.

Hohe Strasse ile Schildergasse caddeleri şehrin en sevdiğim bölümlerindendir. Bütün tanınmış markalar ile her keseye hitap eden mağazaların birada olduğu bu alışveriş caddeleri günün her saati oldukça kalabalık oluyor. Özellikle indirim dönemlerinde inanılmaz düşük fiyatlara güzel şeyler alma imkanı oluyor.

Kentte, tren ile ulaşım önemli bir rol oynuyor. Sadece şehir içi değil, şehirler arası ve diğer ülkelere ulaşım içinde tren kullanılan en önemli araçlardan biri. Köln merkez garı(Köln Hbf) şehrin tam merkezinde Katedralin hemen yanında inşa edilmiş. Son derece modern olan merkez gardan hareket eden hızlı trenlere bisikletleri ile binip diğer ülkelere giden her yaştan insan görmek mümkün oluyor.

Köln’de kaldığım zamanlar da yemek için Alman yemekleri ile aram olmadığı için her zaman favorim Nordsee oluyor. Bu tatilde de böyle oldu ve alışveriş sonrasında kendimizi Schildergasse’deki Nordsee’ye attık. Burada farklı şekillerde pişirilen patates, sebze ve değişik soslarla sunulan balık çeşitlerine bayılıyorum. (Nordsee İstanbul’da da açıldı ama aynı tadı bulamadım)Balık seviyorsanız ve yolunuz Köln’e düşerse mutlaka uğramanızı öneririm.Fiyatlar da son derece ekonomik. (Adres:Schildergasse 110 50667 Köln 50667 Köln Tel:0221-2576550)

Köln’de yemek sonrasında yapılacak en güzel şey kahve eşliğinde Almanların meşhur tatlılarından yemektir. Bunlardan en güzelleri Berliner(Çikolatalı, marmelatlı) ve farklı şekillerdeki tatlı simitlerdir. Bu tatları denemek için Köln’de en iyi yer Merzenich’tir. 1896’dan beri hizmet veren bu cafe pastanede Almanların tüm tatlılarının en güzellerini tadabilirsiniz.
Biz de yemekten sonra soluğu Merzenich’te aldık ve kahve eşliğinde tatlılarımızı yedik. Hava soğuk olduğu ve ertesi gün yola çıkacağımız için fazla geç olmadan otelimize döndük. Ertesi gün hızlı tren ile Hollanda-Amsterdam’a geçeceğiz. Yani yarın yolculuk var. Amsterdam’da buluşmak üzere bugünlük bu kadar. Hoşcakalın.

September 17, 2011. Gezi notları. Leave a comment.

Chicago -Signature Room

10 günlük bir aradan sonra merhaba. İş nedeniyle Amerika’daydım ve yeni döndüm. Bu süre zarfında bloglarınızı izleyemedim ve Sofra Dergisinin güzel etkinliğine ne yazık ki katılamadım. Ayağımın tozu ile Amerika’dan bir kaç minik notu sizinle paylaşmak istiyorum. Yolunuz Amerika’da Chicago şehrine düşerse mutlaka gitmenizi önereceğim bir restoran var.

Şehirdeki Hancock Tower’ın 95 ve 96. katlarında bulunan bu muhteşem manzaralı restoran ve bar “güneşin batışının izlenmesi gereken yer” olarak anılmaktadır. Aşağıya bakıldığında Lake Shore Otoyolu, Navy Pier, Michigan Gölü ve Şehir Merkezi ayaklarınızın altına serilmektedir. Asansör ile 39 saniye gibi rekor bir hızla çıkılan restoran ve barda tüm katı kaplayan camlar sayesinde bütün şehri baştan aşağıya izleyebilirsiniz.

344 metre ve 100 kat ile şehrin ikinci büyük gökdeleninde bulunan restorana rezervasyon yapmadan gitmemek gerekiyor. Fiyatların pahalılığına karşı yemeklerinde fazla bir özellik olmadığı için bu parayı vermeden manzarayı izlemek isteyenler restoranın bar kısmını tercih ediyorlar. Duvarlarının üst kısımları resimlerle kaplı bu restorandan enfes Chicago manzarasını izlemek için bir akşam yemeği yemek ve o parayı ödemek sanırım değer.

Restorandan çektiğim bir Chicago görüntüsü

Gökdelenlerin en üst katında bulunan havuzlardan biri çektiğim fotoğraflardan birinde yer almış.

Bu arada Amerika’da ayak üstü yenilebilecek pek çok farklı lezzetler bulunmaktadır. Bunlardan Amerikalıların et ve mısırdan sonra en çok tercih ettikleri tat:Potato Skins (Patates Kabuğu). Restoranlarda başlangıç olarak getirilen bu lezzetli patatesler pek çok cafede tek başına da tüketiliyor. Patates kabuğunun içine yumurta, peynir ve çeşitli etler konularak pişirilen bu harika atıştırmalıklar genelde yanında mayonez ya da farklı soslar ile servis ediliyor.

Amerika’da en sevilen bir başka lezzet ise:Bagel (Amerikan Simidi) Özellikle kahvaltılarda yenilen bu simitler günün her saati atıştırmalık olarak cafelerde bulunuyor.Eskiden sade olarak hazırlanan bagel’lar zamanla susamlı, haşhaşlı, tarçınlı, üzümlü gibi çeşitlerle zenginleştirilmiş.
Yanında krem peynir ile servis edilen bagel bizim simidimizin tadına asla ulaşamaz ama Amerika’da denemenizi önereceğim bir tat.

Amerika’dan minik notlarım şimdilik bu kadar artık sizleri ziyaret edip, bir haftada ne ciciler yapmışsınız bakmaya başlayayım.

June 15, 2011. amerikan mutfağı, Gezi notları. Leave a comment.

Ve Tatil Bitti…

İki haftalık tatilim bitti ve tekrar buradayım. Güney Amerikayı kapsayan ilk durağı harika sahilleri, meşhur Copacabana plajı, Sugar Loaf tepesi, Corcavoda Tepesi,

cana yakın, sıcakkanlı insanları ve ünü tüm dünyaya yayılan Sambacılarıyla meşhur Brezilya-Rio De Janeiro şehri,

ikinci durağı Parana nehri ile beraber Arjantin, Brezilya ve Paraguay arasında sınır olan, Unesco’nun dünya mirası listesine alınan, dünyanın en büyük 3. şelalesi olan ve içinde bulunduğu doğada pek çok farklı hayvan ve bitki türünü barındıran Iguazu şelalesi,
,

en son durağı da tarihin, sanatın, güzel sanatların içiçe geçtiği, farklı kültürlerin birleşmesiyle ortaya çıkan güzelliklerin yüzyıllardır yaşatılarak bugüne getirildiği, dünyanın en geniş caddelerinden birine sahip olan(18 şeritli), Maradona’nın ülkesi, Tangonun ana vatanı Arjantin-Buenos Aires şehri olan tatilimi bitirip, İstanbul’un insanı eritip, yok eden havasına geri döndüm.
Biraz kendime gelip, işlere adapte olup, sizlerin bloglarını ziyaret etmek istiyorum. Ne de olsa 2 haftadır uzak kaldım. Daha sonra yeni tariflerimle sizlerle olacağım.
Tekrardan hoşbuldum..

August 9, 2010. Gezi notları. 24 comments.

GAP Notları (2)

GAP Turumuzda Mardin’den sonra Peygamberler Şehri Şanlıurfa’ya doğru yola çıkıyoruz. Şanlıurfa’da İbrahim Peygamber’in doğduğu mağara, ateşe atıldığı yer, Balıklıgöl, Halil-ül Rahman Gölü, Ayn-El Zeliha Gölü ilk görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Eyüp Peygamberin 40 yıl çile çektiği Çile Kuyusu ve Eyüp Peygamber Makamı, Mevlid-i Halil Camii, Rızvaniye Camii, Kapalıçarşı, Kilimciler, İsotçular, Demirciler, Bakırcılar Çarşısı ve Gümrük Han mutlaka gezilmesi gereken yerlerdendir. Urfa’dan ayrılmadan önce mutlaka Kaleye çıkılmalıdır.
Urfa’ya gidince Sıra Gecesine katılmadan dönülmez. Yerel saz ekiplerinin ve sanatçıların, özel şovlar yapan davulcuların müziği eşliğinde yer sofralarında özel kurulan masada hazırlanan çiğ köftelerin eşliğinde unutulmaz saatler geçiriliyor.

Dünyanın ilk üniversitesinin bulunduğu Harran sizleri bambaşka bir dünyaya götürüyor. Dünyada 3 bölgede bulunan Konik Kubbeli Harran Evleri ve Harran’da korumaya alınmış olan
Ulucami kalıntıları, Höyük, Şehir surları, Kale ve geleneksel Harran evlerinin içlerini ziyaret ederek güzel bir Harran turu yapılabilir. Harran’dan sonra yol üzerinde GAP içerisinde en önemli proje ve ülkemizin elektrik ihtiyacının çok büyük bir kısmını üreten Atatürk Barajı karşınıza çıkıyor. 1992 yılından beri elektrik üreten bu devasa barajı gezerken gurur duyuyorsunuz.

Yeni rotamız Adıyaman ve Nemrut Dağı. Uluslararası Gezginler Birliği tarafından tüm dünyada her insanın ölmeden önce mutlaka görmesi gereken 100 noktadan birisi seçilen Nemrut Dağı sizi 2100 yıl öncesine götürüyor. UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmış olan bu bölgede Karakuş Tümülüsü, Cendere Köprüsü ve Arsemia’yı gördükten sonra 2100mt.yükseklikteki Nemrut Dağına tırmanarak ulaşılıyor.
Kommagene Kralı Antiokhos’un kendi mezarı olarak yaptırdığı Büyük Tümülüse ulaşıp, Kuzey, Doğu ve Batı terasları ile insan büyüklüğündeki Tanrı heykellerini gördükten sonra Nemrut’ta eşsiz gün batımını seyretmek bambaşka bir duygu.
Yeni rota Anadolu’nun destan nehri Fırat’ta “dünya’da siyah gül’ün” yetiştiği tek yer olan Halfeti. Burada Fırat nehri üzerinde tekne turu ile eşsiz manzarayı, yerleşim yerlerini ve Rum Kaleyi görebilirsiniz. Halfeti’den sonra soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan ve korunmaya alınan Kelaynak Kuşlarını görmek için mutlaka Birecik’e uğrayınız.

Turun son şehri Gaziantep. Zeugmadan çıkan birbirinden güzel ve büyük mozaiklerin bulunduğu Mozaik Müzesi bu şehirde görülmesi gereken ilk yerdir. Kale dibi mahallesinde Tarihi Antep’i gezmek, Bakırcılar çarşısını, bölgenin en ince geleneksel el sanatlarından olan Sedef işlemeye ait sanatçıların eserlerini görmek insana büyük bir mutluluk veriyor.

Bu kadar güzel ve birbirinden eşsiz gerek doğa harikasını, gerekse tarihi bünyesinde barındıran bu bölgede tabi ki eşsiz tadlarda karşınıza çıkıyor. Çeşit çeşit kebaplar, kuruyemişler, yöreye özgü tatlılar ve özel kahvesiyle GAP gerçekten anlatılmaz giderek yerinde yaşanır. Hepinizi bu bölgeyi gezmeye, görmeye ve eşsiz mutfaklarıyla tanışmaya davet ediyorum.


Perşembe gününe kadar iş seyahati nedeniyle İstanbul dışında olacağım için şimdiden herkese iyi haftalar. Hoşçakalın.

May 30, 2010. Gezi notları. 11 comments.

GAP Notları (1)

Geçtiğimiz hafta GAP’a düzenlenen bir tura katıldım. Görmek istediğim bölgelerden birine yaptığım bu tur rüya gibi geçti. Çok güzel anılarla ve harika yemeklerinden kalan tatlarla geri döndüm. Bu geziden kısa notları, çok sevdiğim o yörenin yemeklerinden tatları ve fotoğrafları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Turun ilk durağı Diyarbakır. Diyarbakır’da Anadolu’nun ilk camilerinden olan Ulu Cami görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğup, büyüdüğü ev Diyarbakır’da önemli ziyaret yerlerinden biri.

Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun suru olduğu söylenen Diyarbakır surları, sur kapıları, Keçi Burcu ve 10 Gözlü Köprü de mutlaka görülmesi gereken yerler.

Diyarbakır’dan sonra rota Hasankeyf. Hasankeyf için yol alırken muhteşem süslemeli Akkoyunlu hükümdarı Zeynel Bey Türbesini mutlaka ziyaret ediniz. Ilısu Barajı’nın suları altında kalacak olan Hasankeyfi son görenlerden biri olacağını bilmek insana garip bir hüzün veriyor. Mutlaka görünüz.

Dicle nehrinin hemen kenarına kurulmuş, eski çağların fethedilemez kalesi Hasankeyf’te Şehir Kapıları, Aşağı Saray, Büyük Saray, Ulu Cami, Darphane, El-Rızk Cami ve ortaçağın en büyük köprüsünün kalıntıları karşınızda duruyor.Hasankeyf’ten ayrılıp, masal şehri Mardin’e yol alırken Süryani cemaatinin en önemli yerleşim yerlerinden biri olan Midyat’a uğramadan geçmeyiniz. Şu anda pekçok ünlü diziye set görevi yapan bu tarihi yerleşim alanının çarşısında Süryani ustalarının ince ince işlediği ve tüm dünyada haklı bir üne kavuşan Telkari sanatının en güzel örneklerini bulabilirsiniz.

Neredeyse iki insanın yanyana yürüyemeyeceği kadar dar sokakları, sayısız ev altı geçit sokakları bulunan Mardin gerçekten insanı büyülüyor. Mezopotamya Ovasını görebileceğiniz Mardin’de Kasımiye Medresesi, Dayr’ül Zaferan Manastırı, Ulucami, Kırklar Kilisesi, eski bir Süryani Konağından çevrilen PTT binası mutlaka görülmesi gereken yerlerden sadece birkaçı.

Doğal bir film platosu haline gelen Mardin’in yemekleri ise başlı başına sanat eseri gibi. Mardin’in en ünlü yerel tatlarını sunan meşhur Cercis Murat Konağı Restorant’ından farkı kültürlerin karışımının ortaya çıkardığı Mardin Mutfağından işte sizlere derlediğim örnekler.

Mezeler:

Frik Salatası:Buğday, tavuk göğsü ile yapılıyor. Küflü Yoğurt:Kurutulmuş domates,süzme yoğurt’tan yapılıyor. Taşkırma Zeytin Salatası, Hibeş:Tahin, limonsuyu, sarımsak, kırmızı biber karışımı. Tebbel :Tahinli patlıcan salatası. Muammara:Peksimet, biber salçası, ceviz, sarımsak.Ekşimik patlıcan salatası, Albiber Ezmesi:Kurutulmuş domates salatası, Humus

Kitel Raha (Süryani İçli Köftesi)Bildiğimiz içli köftenin yassı olarak yapılanı ve üzerine sarımsaklı yoğurt ve biber sosu eklenmişi.

İrok:Kızartma içli köfte

Alluciye:Ekşili (yeşil erik) yahnisi

Kaburga Dolması

Harire:Tahin, pekmez, süt ve cevizden yapılıp dondurma ile servis edilen harika bir tatlı.


Sizleri bu güzel yemekler, tatlı ,sumak şerbeti ve kahve ile başbaşa bırakıyorum. Gezinin ikinci kısmı yarına . Hoşçakalın.

May 29, 2010. Gezi notları. 9 comments.

Eskişehir Notları


Geçtiğimiz haftasonu Eskişehir turuna katılarak 2 günümü Eskişehir’de geçirdim.Çok güzel, temiz, modern ve üniversite gençliği nedeniyle cıvıl cıvıl bir şehir. Ben gezi blogu yazmadığım için size uzun uzun bilgi vermeyeceğim. Ama etkilendiğim ve mutlaka görmenizi önderdiğim yerleri çok kısaca anlatacağım ve tabi ki yenmesi gerekenleri sizinle paylaşacağım.

Eskişehir’e özgü lületaşı ile yapılan hediyelik eşyaları bulabileceğiniz Atlıhan ile hem alışveriş yapıp, hem birşeyler yiyip, içebileceğiniz eski bir hal binası iken restore edilerek açılan Haller Gençlik Merkezinde hem sevdikleriniz için hediyelikler alıp, hem de güzel vakit geçirebilirsiniz.


Odunpazarı Evleri içinde bulunan Türkiye’nin ilk cam sanatları müzesi olan Çağdaş Cam Sanatları Müzesindeki eserlere hayran kalacaksınız.


Eskişehir parklar cenneti. Heryer yemyeşil, ağaçlık ve tertemiz parklarla dolu. Özellikle sıcak günler de bile serin olan ve Eskişehir’i panoramik olarak görebileceğiniz Şelal Parkı, içinde suni bir plajın bulunduğu oldukça geniş bir alana yayılan Kentparkı ve tüm çevresini mini gezi treni ile gezebileceğiniz ve içinde korsan gemisi bile bulunan Sazova Bilim Kültür Sanat Parkını mutlaka görmenizi öneririm.


Porsuk çayı üzerinde tekne turu yapıp, şehrin her yerinde bulunan son derece estetik heykelleri mutlaka görmelisiniz. Porsuk çayı etrafına sıralanan cafelerde, barlarda, çay bahçelerinde ve lokantalarda günün her saati hoş vakit geçirebilirsiniz.


Eskişehir’e gidip, Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi Genel Müdürlüğünde(TÜLOMSAŞ) sergilenen Türkiye’nin ilk arabası Devrim’i görmemek olmaz.


Eskişehir’in simgesi haline gelen Odun Pazarı Evleri gerçekten çok etkileyici. Hangi eve bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Türkiye’nin en büyük yenileme projesi olan Odun Pazarı Evleri gerçekten bize tarihten kalan bir armağan. Bu bölgeden ayrılmak istemedim.


Bu kadar gezdik, yorulduk acıktık haydi yemek yiyelim. Eskişehir deyince ilk akla gelen Çiğ Börek. Çiğ Börek yemeden şehirden ayrılırsanız geziniz tamamlanmamış olur. Ayrıca dövülmüş bademli keşkül, haşhaşlı ekmek(haşhaşlı çörek) ve Eskişehir’e özgü Met Helva’yı yemenizi öneririm.



May 18, 2010. Gezi notları. 12 comments.